islami forum

Gönderen Konu: İSMİ AZAM ALLAH- FERD , HAY ,KAYYUM, HAKEM ,ADL, KUDDUS- - HZ ALİ KV ZİKRİ-  (Okunma sayısı 5137 defa)

P.I.R

  • Moderator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 618
  • Karma: +4/-0

Cenab-ı Hakk'ın en büyük İsm-i Azamından olan El Adl'dır. Yani denge. Birşeyde denge varsa orda esma güzel olarak gözükür, varlığı netice verir. Eğer denge yoksa o esma tecelli edemiyor, varlık oluşmuyor, göreceli de olsa çirkinlik ortaya çıkıyor. Adalet ve denge dairesinde esma ortaya çıkar. Sistematiğinden kastımız bu..bütünlüğünü görebilmek..

Hakikatlerini anlamaktan kasıt da Cenab-ı Hakk sıfat ve varlık olarak sonsuzdur. Sonsuz bir şey anlaşılmaz. Bir insan peygamber de olsa sonsuzluğu tam kavrayamaz ancak hisseder ve görür, görmemiz ve hissetmemiz de yine sınırlı olur. Biz Allah'ı Esma-ül Hüsna'sı ile bileceğiz. Esma demek ; Allah'ın o sonsuz varlık deryasının damlaması, yağmur gibi yağması veya hususi bir noktada tecelli etmesidir. Allah sonsuz imkanlara ve sıfatlara sahiptir fakat bu sonsuzluğu kavramaya bizim kapasitemiz yoktur. Bize mesela yağmur taneciklerinde, hububat taneciklerinde tecelli ettiğinde, biz o noktalarda tecellisini görürüz. Bu tecellilere insanoğlu tarafından isim takılıyor. Çünkü diller farklı. Esma-ül Hüsna'nın literatürü arapçada, türkçede, ingilizcede vs.. her ülkenin dilinde farklı ama manası bir. Kelimelere takılmamak gerekir çünkü tecellileri bir. Bütün insanlık Cenab-ı Hakk'kın açtığı o ikram ve rahmet musluklarını hissetmiş, beslenmiş ve ona kendi diline uygun bir kelime takmış. Kur'an-ı Kerim'de gelirken Cenab-ı Hakk'kın Zatı'na layık bir şekilde arap literatüründen münezzeh isimleri seçmiş , Kur'an da bize öğretmiş.

Hakikatten kastımız ; Allah sonsuzdur ama sonsuz olarak tecelli etmez, nokta olarak tecelli eder. Kerem, şifa, rızık, yaratıcı, ilim olarak tecelli eder biz de o tecelli noktalara dilimize uygun kelimelerle ona isim takıyoruz. O ismin hakikati o olmuş oluyor, bunu yaşarsak o hakikat bize de geçmiş oluyor. "Allah Adem'e Esma-ül Hüsna'yı öğretti" derken insan bir şeye önce isim koymakla kendine mal eder sonra onun mahiyetini öğrenmekle yavaş yavaş onu yaşar ve o şey ona mal olur. İnsan sadece isim koyup orda durmamalı aynı zamanda o hakikatleri kendi iç dünyasında, ailesinde, çevresinde yaşamalı ki Esma-ül Hüsna faydalı olsun. İnsanın bu hakikatleri yaşayıp ebedileşmesi sağlanmış olsun.

Etimolojik olarak isim ; köken olarak ya vesim den veya sumüv den geliyor. Eğer vesim kökünden geliyorsa "damga" demektir. Allah'ın sonsuz tecellilerinin nokta görüntülerine kendi dilimizde isim koyduğumuzu söylediğimizde, işte biz o şeye damga vurmuş oluyoruz ki o şeyi hatırlayabilelim, bilelim ve çevremize de öğretelim.
Eğer sumüvden ise "yükseklik" manasına gelir. Şöyle ki ; Allah'ın varlığı sonsuzdur, nokta tecelli olarak hafif yükselme gösterir. Çiçekler, taneler, yıldızlar vs.. oluşur, biz de o noktalardaki belirlenmiş, yükselmiş manalara yükseklik manasında bir kelime takıyoruz.
Yani isim ; hem damga manasında hemde yüksek şey manasındadır, ikiside doğrudur. İslam alimleri Asr-ı Saadetten sonra ilk asırdan bu yana bu iki manayı işlemiş.

Hakikat olarak isim ; Allah'ın 99 ismi var deniyor, cevşende 1001 ismi, bazı ehl-i tasavvuf rivayetlerinde 4444 olarak deniyor. Aslında Allah'ın isimleri sonsuzdur. Efendimiz (s.a.v) in bir hadisinde 99 olarak geçiyor. O asırdaki sahabelerin ihtiyacını, çevresini aydınlatacak, bildirecek, yaşatacak isimleri, onlara lazım olanları anlatmış. Cevşende ehl-i beytine 1001 ismi anlatmış. Ehl-i tasavvuf 4000 isim biliyor belki melekler sonsuz isimler bilir...Nedir ?? Çünkü Allah'ın varlığı sonsuzdur, sonsuz varlık içinde sonsuz tecelli imkanları var. Ve her tecelliye biz bir isim takabiliriz. Onun için cevşende bazı isimler birbiri ile eş manalı olur. Cevşenin tertibinde ; sadece manayı vermez, her noktada 10 isim bir araya geliyor o isimlerin bütünlüğünden, nazm-i manisinden ayrı bir İsm-i Azam, bir tecelli ortaya çıkıyor. Dolayısiyle o nazm-i maniyi bilmeyenler cevşeni fuzuli tekrar yapmış gibi görebilirler. Ama cevşende de aynı Kur'an gibi nazm-i mani var. Yani her ismin arkasından tekrar edilen isimle bir bağlantısı,münasebeti, ayrı bir açılımı var. İsim aynı isim fakat açılımı farklı. Üstadın ifadesine göre mesela Halık ismi baes burcunda tecelli etmiş..ahiretteki dirilişi anlatıyor orada. Rahman ismi rezzak burcunda..yani ordaki rahmetten kasıt, rızık. Dolayısiyle isimlerin hakikati budur. Sonsuz varlık imkanlarının nokta içindeki tecellisidir. O noktada eğer ehadiyet cilvesi varsa bütün esma tecelli eder, o esma bütün olarak tecelli edince ve çap olarak da o tecelli biraz geniş olursa biz ona İsm-i Azam koyuyoruz.Yani İsm-i Azam hem bütün esmayı içeriyor hem de geniş bir alana tecelli ediyor.

Mutlak bir tane İsm-i Azam yok, kişilere göre, zaman ve zemine göre, oluşumlara göre değişiyor. Onun için islam alimleri belli bir isimde karar kılmamışlar. Herkesin İsm-i Azam'ı farklı olmuştur. Kişinin çeşmesi ne ise ordan tecelli almış, ordan rızık, feyz almış. Bazen de insan gafildir, avamdır, denizi bilmez ve bir tas suyu deniz sanır. O bir tas suda boğulur, o su için helak olur. O ayrı bir seviye..Gene hakikatte Allah'a karşı bir sevgi bir yöneliş ve yansıma taşır.Mecazi olarak güneşi sonsuz yetenek dersek, güneşle ışınlarını bir tutmamak gerekiyor. Her bir ışını onun bir ismi. Sen o ışık şuasına yapışıp ebedileşiyorsun, ısınıyorsun, rızkın oluyor. Veya sonsuz bir süt deryasından beslendiğimiz bir meme olarak da örnek verebiliriz. Kaynağı inek olarak düşünelim. Biz onun memesinden besleniyoruz. İnek ile memeyi bir tutamayız. İnek sonsuz bir derya, besinini aldığımız memesi de o sonsuz deryadan bir damla misali..Kimin memesi ne ise o, o memeyi İsm-i Azam'ı görmüş, ordan rızık almış, ordan tecelli, feyz almış. Hintlilerin de ineğe tapması boşuna değildir. Çünkü inek çok bereketli bir tecelli. Her şeyi nimet. Eti, sütü, gübresi..Allah'ın bir cilvesi olarak görmüşken zamanla kutsal olmuş. Bir şeyin kutsal olması onun tanrı olması manasına gelmez. Bir nesil sonra gelir o kutsal şeyi tanrı yaparlar, putlaştırırlar malesef..

İslam veya diğer dinler tarihinde de bazı evliyalar, peygamberler böyle tecelli iken, sonsuzdan sonlu bir damla iken zamanla sonsuz yerine konulmuş. İşte Hz. İsa'nın tanrılaştırılması odur. İsa Allah'tan bir damladır. Kelimedir, vahyi temsil ettiği için metafizik yani zaman üstü bir boyutu da var. Ama her şeye rağmen bir isimdir İsa. Sonsuz değil. İsim sonlu, varlık sonsuz. Sen sonlu ismi sonsuz varlıkla karıştırırsan şirk olur, küfür olur. Tabii bu küfür, dinsizler veya müşrikler gibi bir küfür değil ; göreceli bir küfürdür. Yani sebepte takılı kalıp onda boğulursak bir nevi küfre düşmüş oluruz. Sebebin esas kaynağına, yani sonsuz olana sınır tanırsak en büyük şirke, küfre düşmüş oluruz.
Risale-i Nur'un mesajı da zaten hep tevhid üzere olması bunu önlemek içindir. Üstad ; bu asırdaki insanlar maddeci olduklarından, onları, o şirkin bataklığından, o bölücülüğün sonsuz tahribatından kurtarmak için tevhid gibi bir iksirden başka çare görmemiş. Zaten Risale-i Nur'a göre en büyük İsm-i Azam tevhiddir, Ehad'dır.

Bir insan, bir Esma-i İlahiyenin Ehad isminin tecellisinden başka bir şey değildir der üstad. "Madem O vardır ben yok olsam da olur" Zaten bu fedakarlık ölçüsüdür, mü'minleri buraya getiriyor. Bütün maddeciliği, nokta tecellileri aştırıyor..seni sonsuzluğa götürüyor..bu bir miraç..ve diyor ki ; sen olmasanda madem Allah var, senin varlığının yerine geçer. Madem O var herşey var..Buraya geldikten sonra bir mü'min miracını tamamlamış olur, keramet sahibi olmasa da veli olmuş olur, şeriatin sonsuz güzelliklerini tadabilir, yaşayabilir. Çünkü tevhiddir ve basit bir iş değildir. Adam materyalisttir, slogan gibi "la ilahe illallah" çekse, bir yığın korktuğu düşmanı varsa, kalbinde zerre kadar tevhidin ruhi rahatlığı yoksa ne anlamı var o zaman söylenilenin.

Malesef belli çevreler İslam alemini politize edip bu sonsuz mucizevi, tevhid gibi mesajlarından, İsm-i Azam gibi büyük hakikatlerinden koparıp, dünyevi, siyasi bir rejimmiş gibi gösterip dar bir çerçevede onu boğup imha etmek istiyorlar. İslam alemi uyanık olmalı, böyle oyunlara gelmemeli.

Cenab-ı Hakk'kın zati ve fiili isimleri ve sıfatları

Genelde zati isimler ayn kabul edilmiş. Ayn, özdeş manasında.
Fiili isimler gayr kabul edilmiş. Sıfatlar da, ne ayn ne gayr. Güneşin ışınları gibi, ne O, ne de O'nun dışında misali..16.sözde üstad bunu izah ediyor.

Nurani ve ruhani şeylerin tecellisi, aksi, aynisidir. 32.sözde de üstad bütün kainat bütün olaylarıyla birer isimdir yani adeta Allah'tır diyor. Peki Allah'tan ne farkı varda başka yerde gayr deniyor ?? Şöyle ki :
Ayndır : Vücud itibariyle Gayrdır : Şekil ve sınırlılık itibariyle.

Allah sonsuzdur biz tecelli olarak sınırlı bir şekiliz. Şekil ve tecelli olarak O'ndan geldik fakat vücud bizim değildir. Bizim kendimizi hakiki bir vücud kabul etmemiz bir yanılgıdır. Biz bir yazılım, bir şekil, formmuz. Ama kendi kendimize yaratılmadık, O'ndan geldik. Farkımız ne ? O sonsuz, biz sınırlıyız. Haddimizi bilmemiz lazım.

Kur'an'da ve hadislerde Zat ismi geçmeyince neden kelamcılar illaki Zat ismini kullanırlar, bu şeriate aykırı değilmi diye düşünülecek olursa ; üstad gibi ehl-i kelamlar Zat kelimesini şu manada kullanırlar : Kur'an'ın Ehad ismine Zat diyorlar. Nasıl Ehad ? Üstad bunu Risale-i Nur'un 31. sözünde şerh ediyor ve diyor ki : Efendimiz( s.a.v ) miraçta Allah'ı gördü. E hani Allah sonsuzdu, görünmezdi ?? Ehadiyet tecellisi ile gördü. Bizim Zat dediğimiz tecelli gene ehadiyet tecellisi. Varlık Allah'ın sonsuz vücudu değil, O'nun ehadiyeti, yoğun bir tecellisidir. Bütün esmasının toplamının bir noktada geniş çapta tecellisidir. Ona Ehad diyor.

Mesela sonsuz bir insanlık kavramı var ve bu sonsuz insanlık kavramı her birimizde ehadiyet tecellisiyle somutlaşmış. Efendimizin ( s.a.v ) miraçta gördüğü yine tecelli.. Ayete mukallid olmaz, En'am suresinde var çünkü "Gözler O'nu görmez, O gözleri görür" O tecelli ehadiyete mutasavvıflar, kelamcılar Zat demiş. Ku'an ve hadiste Ehad diyor, arada bir isim farkı var.

Aslında Zat kelime olarak kişilik manasına da geliyor ama tenzih makamında bunu şeriat kulanmıyor Ehad diyor, her yerde görünür bir kişiliği var diyor. Bu Zat ve Vacib-ül Vücud kelimelerini, yunan felsefesi Abbasiler döneminde Allah'ı inkar edince, kelamcılar Allah'ın kişiliğini ispat etmek için mecbur kalmış da kullanmışlar. Üstadında Vacib-ül Vücud dediği aslında bu sonsuz varlık demektir. Çünkü sonsuz varlık bir tanedir, diğer varlıklar şekildir, mecazen gölge varlıktır. Biz mecazen ene sahibiyiz, hakiki ene sahibi Allah'tır. Bize emaneten verilmiş, "Emaneti iade etmezsen hain olursun" diyor. Mü'minler emaneti güzelce iade edip, biz bir manaymışız, her şey Allah'ın tecelliymiş diyecekler. Dolayısiyle Zati isimler hadis ve Kur'anda geçmiyor.
Bizim zati dediğimiz ehadiyet cilvesi ile ilgili Samed'dir. Nasıl Samed'dir ? Bütün esma, bütün fonksiyonlarıyla geniş bir noktada tecelli edince o nokta öyle sonsuz bir imkan sahibi olur ki, hiçbir şeye muhtaç olmuyor ve herşey ona muhtaç oluyor...işte Zat'in Samediyet aynası...
Ve o nokta tecelli o kadar çok imkanlar içeriyor ki adeta sonsuzluk ifade ediyor...işte Vacib-ül Vücud...
Hareketten, zaman ve zeminin tahribatından muhafaza olduğu için "Maddenin başına gelen kırık dökükler onun başına gelmez" gibi tabirler o zata kelamcılar öyle anlatmışlardır ama biz malesef yanlış yapıyoruz, bu ehl-i kelamın zorunlu olarak kullandıkları tabirler yanlış anlaşılıyor ve sanki kainatın dışında ara sıra bize karışan bir Allah varmış gibi düşünülüyor. Kelam literatürü sırf ispat için kullanılır.
İspatdan sonra üstad da asrın materyalizmini, dinsizliğini gördüğünden, onlara Allah'ı inandırabilmek için bu tabirleri kullanmış. Ama sonra 4. şuada kendisi de bir açıdan diyor ki ; Ben bir İsm-i İlahiden başka bir şey değilim ki kendi varlığımın varlığıyla yokluğuyla endişe edeyim. 2. şuada da "Her canlı bir Şahsiyet-i İlahiyedir" Ehad tecellisi..ve her canlıda sonsuz imkanlar var. Sınırlı bir nokta ama sonsuz imkanlar var. Yani, mesela diyor ki ; bir peygamber okur yazar olmadığı halde nasıl böyle işler becerir ? Ahmet Cezeri Üstada naklediyor : Çünkü ehadiyet aynası oldu, araplarda öyle bir nur oldu ki yansıması acem saraylarını dahi parçaladı, diyor. Orda Ahmet Cezeri bir keramet gösteriyor ; İslamiyet Araplardan çıkacak ama asıl yansıması diğer milletlerde, acemlerde olacak diyor. Acem sadece İranlı demek değil ; araplardan başka bütün milletlere acem denilir. Kelime olarak yabancı demek.

Kur'an'ı Kerim ve Risale-i Nur da müthiş bir tabir var ve bu tabir başlı başına bir mucize..Allah Aziz ve Hakimdir. Allah'ı kastederken Allah'ın bir ehadeiyet tecellisi, o da bir tecelli. Tüm Esma ile Mabudiyetini gösteriyor. Her şeyin O'na bağlı olduğunu, O'na ibadet ettiğini..işte o tecelliye de biz Allah diyoruz. Allah da bir isim. Sonra başına elif, lam koyarak somut bir isim gibi sonsuz varlığına bir ad olarak koymuşuz.
Aziz ; arapçada sonsuz serbest, izzetli manasında. Bizim dilimize de geçmiş bu,mesela filan kişi izzetli derken yani hiçbir kayıt, esaret altına girmiyor. Ama Allah Hakimdir aynı zamanda. Tecelli ederken isimleri belli oranlarda iç içe ve değişik renk, fon ve desenlerde ortaya çıkıyor. Hikmeti, Allah'ın sonsuzluğunu tecelli konusunda sınırlıyor. Bu Kur'an'da çok geçer : Allah Aziz ve Hakimdir. Hani Allah sonsuzdu, her şeyi yapardı ? Niye beni ısıran yılanı durdurmuyor ? Orda hikmeti istiyor ki o yılan seni ısırsın, sen de imtihanını veresin. Hani sonsuz izzet sahibiydi, mikropları niye vücudundan temizlemiyor ki ben çok yaşıyayım ? Ama hikmeti senin ölümünü istiyor.

Risale-i Nur da üstadın talebeleri için kullandığı aziz sıddık kardeşlerim tabiri buna benzetilerek yanlış anlaşılıyor. Burada üstadın kasteddiği ; azizsiniz, son derece serbestsiniz, bana muhalif ne yaparsanız serbestsiniz ama bu dava öyle bir kudsiyet, haşmet ve güzellik taşıyor ki sadakatsizlik de yapmamalısınız, sıddık olmalısınız, diyor. Sıddıkiyet serbestiyeti durduruyor. Aslında üstadın en sevdiği şey hürriyettir. İnsanların hür olup sonsuz bir çiçek gibi açılıp Esma-i İlahiye'ye ayna olmalı. Şeyhler, tarikatlar haktır fakat ben onların müridi olmayacağım.. Neden ? Çünkü insanların çiçek gibi açılan yeteneklerinin üzerinde gölge yapıyor.

1. söz besmele ile başlıyor.Besmele ; Allah'ın ismiyle demek. Risale nin bunu ilk önce almasının nedeni ; çünkü ahiret inancı, ahireti haketme, dünya saadeti, ilim ve irfanı elde etme yani ne kadar kemalat varsa hepsi besmele musluğundan, Allah'ın isimleri çeşmesinden geliyor. Dolayısiyle üstad önce bizi böyle bir çeşmeye bağlatıyor ki ; feyz, bereket, rızık, saadet, sonsuzluk gelsin sonra Risale nin deryasında bizi yüzdürecek..Bir çeşmeye bağlandığın zaman sonsuz bir kuvvet eline geçiyor, sonsuz bir rızık, ilim kapısı açılıyor
2. sözde üstad bir çeşmeye yapışmayan kafirler için yetimler gibi, halet-i yetimhane diyor. Kafir yetimdir. Kainatta herhangi bir musluktan beslenmediği için, ne rengi var ne ışığı var karanlık içinde, sarhoş bir vaziyette yaşayıp gidiyor. Kafirler müslümanlardan daha iyi yaşıyor diye bir düşünce olursa ; bunu üstad özellikle Lahikalarda imtihan sırrını anlatırken Zuhruf suresinin 33. ve devami ayetlerini tefsir ediyor. Allah bizde olsun, Esma-ül Hüsna bizde olsun, kısaca mecazen bütün çeşmeler bizde olsun ama aynı zamanda biz dünyada da kafir den daha iyi yaşayalım diye düşünülürse ; bu imtihan skalasını bozar, dengesiz yapar. Dengelemek için Allah müslümanlardan biraz maddi imkanları kısıyor. Vücudi şeyler zordur, tahribat kolaydır. Kafirlerin elinde tahribat imkanı var. Onların o ademiyet tahribatını, şeytanlığını, cehennemini iptal etmek, susturmak için yani dünya imtihanını korumak için bizim bazen Allah'ın binbir esmasına, çeşmesine ihtiyacımız olduğu gibi ayrıca kuvvete de ihtiyacımız var. Kuvvet de Allah'ın Kadir isminin bir cilvesidir. Bu zaman ve zemine göre olan bir fetvadır ve Risale de ne zaman kuvvete baş vurulur, bunun ölçüsü vardır. Besmele Allah namıyla demektir. O'nun namına yaptığın her iş seni sonsuza bağlıyor. Küçük bir amelin, okuman, küçük bir gayretin dahi sonsuz bir varlık manasını içeriyor, seni ebediyen yaşatıyor.

Her nesne, her olay bir veya birçok ismin tecellisidir. Allah iki şekilde tecelli eder. Biri standart, kurallı, sünnetullah çerçevesinde birisi de mucizevi, extradan müdahele ederek. Biz de yanlış anlayarak sanki extra müdahelelerinde Allah'ın ismi tecelli ediyor da diğerlerini biz yapıyormuşuz gibi düşünüyoruz, öyle değil..Her işimiz, her olay her nesne bir veya birçok ismin tecellisidir. Dolayısiyle her şeyde Allah'a açılan bir pencere ve ahirete giden bir yol vardır. Çünkü Esma-ül Hüsna birer asansör gibidirler. Bizi Allah'a ve ebedi ahirete götürürler. Üstad 30. sözde de her ayet bir asansördür diyor.

Kur'anda da her ayet bir isimdir zaten. Sonucu Esma-ül Hüsnaya bağlanmayan bir ayet yok Kur'anda. Dolayısiyle Kur'andaki ayetlerden , Risale-i Nurdaki izahlardan anlaşılıyor ki her nesne her olay bir veya birçok isimdir ve bir asansör gibidir. Biz onlara binerek o sayede gelişiyor, ebedileşiyor ve ebedi hayatı kazanıyoruz. Hatta her veli ve her peygamber somut bir isimdir. Her peygamberde belli bir isim tecelli eder. Efendimiz (s.a.v) de bütün esma tecelli etmiş. Öyle ki ; İsa da , Musa da , Nuh da, İbrahim de hatta Meryem de o. Meryem'in temizliği Efendimiz (s.a.v) in kalbinin temizliği itibariyle Meryem kadar bakireydi. Hiçbir ideoloji ve fikir onun kalbine girmemişti. Nasıl Meryem canlı vahiy İsa'yı doğurdu, dünyayı dinsizlikten, şirkten kurtardı, Efendimiz (s.a.v) de Kur'anı doğurdu, 1400 senedir bütün dinsizlik dünyasına meydan okuyor.

Esma-ül Hüsna'nın güzelliği : Vahid ; kuşatıcı ve sonsuz bir varlık anlamındadır. Bu sonsuz varlık içinde çirkin bir şey yok ve herşey sonsuzdur orda. Fakat isimler tecelli ederken hikmet gereği bazı şeyler kısılıyor. Bazen az tecelli ederek bu kadarcık sır diyor. O tecelli içinde dış cephe yönüyle, nefsimize bakan yönüyle dünya imtihanı gereği bazı şeyler çirkin durur , çünki sınırlıdır. Bakıyorsun ki açlıktan ölenler var, mağdur bir şekilde öldürülenler var, namussuzluklar yapılıyor gibi..bunlar bizim baktığımız yönden çirkin gözüküyor. Bunlar Esma'nın yetersizliğinden değil. Esma sınırsız yeteneğe sahip, çünki kaynağı sınırsız. Ama ordaki aynanın yetersizliği o kadar gösteriyor.

Aynanın çirkinliği, mazharın yetersizliğidir. Bunu nasıl telafi edebiliriz ?? İki yolla : Esma'nın aslı tevhiddir, vahiddir, ehaddır dedik ya ; eğer bu daracık aynamızı, mazhariyeti sonsuza bağlayabilirsek, ahiretle beraber sonsuz esmanın sonsuz tecellisiyle beraber algılayabilirsek, anlarız ki ; o mağdur öldürülen adam ebedi hayatı kazanmış, sonsuzlukta güzellik ortaya çıkmış.
İkinci telafi : Adl ismine sığınmak. Çünkü herşeyin aslı adil, esmanın hakikati dengedir. Adl mekanizmasıyla o olayı cezalandırmak veya bir cehennemde onları yakıp gene güzelliğe güzellik katmak..şeriat, adalet budur. Risale-i Nur'un özeti budur. En büyük hakikat tevhiddir ve tevhid çerçevesi içinde herşey anlaşılır, herşey güzel görünür ve yaşanır. Eğer tevhid olmazsa, bu kainat nedir, olayların aslı nedir, mekanizma nasıl işliyor...bunlara hiçbir izah getirilemez, tamamiyle karanlığa düşülür.

Üstad Risale-i de, ayetinin özel bir manası var diyor. Burda iki vecih vardır. Nur gerçek varlıkdır, enerji ve ışık demektir, varlığın özüdür. Yani kainatta da, gaybde de, dünyada da gerçek varlık Allah'dır. bir manası budur. Ehl-i tasavvuf daha çok bunu seçmiş. Ama üstad başka bir manayı da seçiyor. diyor. Çünkü insan bütün esmaya mazhardır, bir isme yapışıp diğer isimleri ihmal ederse yine doğru yolu bulamaz, diyor. İşte bazı tarikatların sapıtması ondandır. Veya gölge isme yapışıp hakiki ismi unutursanız, gene eksik olur. Dar bir alana sığınıp sonsuzluğu göremeyince eksiklik olur.
Kötülük nasıl oluyor ?
Kainatta geçmiş ve gelecek diye iki uç var. Geçmiş, sonsuz bir bilinç, ruh ve varlığı taşır ve orda herşey güzele dönüşmüştür. Gelecek yine öyle, herşey güzele dönüşecek ve sonsuz bir varlık üretecek. Bize imtihan gereği bu daracık sınırlı dünyada pestilimiz çıkartılıyor. Pestilimiz çıkartılırken yani ürün elde edilmeye çalışılırken arada göreceli de olsa bazı çirkinlikler, nahoşluklar oluyor. İşte bu nahoşluklar ya sonsuz sisteme bir daha entegre edilmekle telafi ediliyor veya bir cehennem adaletiyle sistem dışına eleniyor. Onun için cehennem de güzeldir. Peki bu çirkinlikler olmasaydı olmaz mıydı ?? O zaman imtihan dünyası olmazdı ve imtihan amacı olan üretim, gelişim ve manalar eksik kalırdı. Ayrı bir cahennem olurdu o.

Dolayısıyla 24. sözün konusu İsm-i Azamdır. Yani diyor ki :
1.si : Bütün Esmayı beraber görmen lazım.
2.si : Gölgede ve dar alanda kalma, her ismin en geniş mertebesini görmeli ve yaşamalısın. gölgesinden ziyade hakikatini görmelisin.
3.sü : Esma-ül Hüsnaya en büyük mazhariyet Efendimiz (s.a.v) de elde edilmiş. Hem bütün olarak hem gölgesiz hem de geniş dairede. Mesela bazı ehl-i tarik şeyhini Allah yerinde görüp orda tıkanır kalır, bazıları bir çiçeği görür orda baharı görmez veya baharı görür ebediyeti görmez. Dar alanda kalır. Bundan kurtulmak için Hz.Muhammed (s.a.v) in peşinde gidilmesi lazım.
Sanki Efendimiz(s.a.v) in bazı sözleri dar düşünceyi ifade ediyor gibi bir soru akla gelirse ; bunun için üstad : der.
Efendimiz (s.a.v) in peşinden gidilirse bir bütünlükten sen Esma-ül Hüsna'ya mazhar olursun, bir gölgeden kurtulmak ve hakikate ulaşmak konusunda sonsuz tecelligah olursun. O'ndan (s.a.v) alacağın sonsuz sevap ve feyzle de İsm-i Azam'a mazhar olursun.
4.sü : Bütün kainattaki İsm-i Azam'ların tecellisini anlatır. Müthiş bir sistem var ve kainatın nasıl bir ordugah gibi kullanıldığını anlatır. Çiçeği, böceği, gecesi, gündüzü, musibeti, rahmeti, şefkati..vs...tüm sistem yerine oturuyor.
5.si : Herkesin gericilik dediği şeriat-i Muhammediyye içinde sonsuzluğa açılan İsm-i Azam mazhariyetlerini anlatır. Başta sevgi, sonra ibadet, virdler...
Özetle Risale-i Nur bir bütündür. 32.söz tevhidi anlatır. İmanın mucizeliği olarak 23.söz insanı anlatır fakat İsm-i Azam'ın gerçek şerhi 24. sözdedir.

Literatür olarak isimler :
Mutasavvufların Esma-ül Hüsnaları farklıdır. Onlar aşıkdır, maşukdur..hani Süleyman Çelebi diyor ya ; Allah'ı konuşturuyor. Allah Peygamber (s.a.v) e : Ben sana aşık olmuşum diyor..bunlar mecazen caizdir. Zaten Esma-ül Hüsnanın hepsi mecazdir. Mesela Rahim derken kalp şefkatliğidir. Allah'ın maddi kalbi yok ki kalbi yumuşasın. Nasıl bir insanın kalbi yumuşayınca güzellikler yapar.., Allah Rahmandır demek, hep güzellikler yapar demektir. Mecazen yani. Kelimeye gerçek manası dışında bir mana yüklemekdir. Tasavvufta isimler böyle mecaz olarak ele alınsa da caizdir. Belki hadislerde, ayetlerde, şeriatte yeri yoktur ama caizdir. Çünkü onlar da bir mana. Her mana Allah'ın bir ismi. Hoş bir literatür oluşur. Bizim tarihimiz mutasavvufların divanları ile doludur. Leylası, Mecnunu..vs.. hep aşk dile gelmiş..Aşk şiddetli bağlantı demek aslında, cinsellik manasında kullanılıyor, o yanlıştır. O da ayrı bir tahriftir. Ehl-i tasavvuf yokluktan o kadar çok kaçmış ki, en ufak bir ismin en ufak bir görüntüsüne yapışmış ve bazen orda tıkanmış kalmış.

Kelamın isimleri var ; vacib-ül vücud, zat, kadim, ferd. Bunlar hadislerde ve Kur'an'da geçmiyor. Bunlarda caizdir ama belli bir teville caizdir. Nasıl ehl-i tasavvufun Esma-ül Hüsnasını şeriate uydurup tevil ediyoruz, kelamın kullandığı vacib-ül vücud, kadim gibi bazı sıfatları da tevil ediyoruz. Mesela üstad ferdi Ehad manasında kullanmış. Ferd bireyselleşmek demek, peki sonsuz olan Allah'ı nasıl bireyselleştirmiş ?? Ehadiyet manasında.. Allah bütün esmasıyla yetenekleriyle bir noktada tecelli edince orda yetenekli bir nokta olur, o da ferd olur. Üstad bu şekilde bize yol gösteriyor. Vacib-ül vücud da ; Allah fani bir şekil bir madde değildir manasında..bunun karşılığı da Hakk'dır Kur'an'da. Kelamda kimse bunu anlamayınca, vacib-ül vücud diyerek, kendi kendine yeterli olan, gerçek var olan O'dur demek istemişler. Kelimelerde tıkanmamak lazım. Kullanılmaz demiyorum kullanılır ama nasıl ehl-i tasavvufun literatürünü tevil ediyoruz, kelamın söylemlerini de belli bir tevile tabi tutup ancak öyle kullanırız. Yoksa Kur'an'ın ve hadisin öngördüğü ilahi tasavvuf biraz zedelenmiş olur. Gerçekten Kur'an'ın ve hadisin kullandığı Esma-ül Hüsna gerçek bir mucizedir. Bir bedevinin Allah hakkında o literatürü öyle güzel kullanması muhaldir, mümkün değildir. Sonsuz kainatı, geçmiş ve geleceği sonsuz manalarıyla tecellileriyle bilmesi lazım ki Kur'an'daki o isimleri güzel olarak yerinde kullansın.

Kur'an'da Allah yaptı, etti, gitti..gibi tabirler var. Onlar ehadiyet tecellisi ile..çünkü Allah sonsuzdur, bir yere gelip gitmez fakat tecellisi gelir senin evini yıkar, gelir sana bir tokat atar veya gelir karşında Cebrail olur veya Muhammed (s.a.v) olur. Hz.Muhammed bir cilve-i ehadiyettir.Bazı yerde ehl-i tasavvuf kullanmış. Efendimiz (s.a.v) in yıktığı, yaptığı bazı işleri Allah yaptı diye de Kur'an'da geçer. Çünkü aynı el, aynı buyrukdur. Mecazen kullanılır bunlar. Üstad 32. sözde mertebe mertebe 70 ismin birbirinden nasıl çıktığını anlatırken en sonunda : Ey şiddeti zuhurundan gizlenmiş olan Allah'ım. Seni tenzih ederim, diyor. Yani bütün esma aslında O'dur. Aradaki fark sınırlılık ve sonsuzluk var. Enel Hakk diyeni boşuna şehid ettiler diyoruz ya..bir manada o da doğru aslında. Aradaki sürç, sonsuzu sonlu ile karıştırması.. idam edildi ama kalbi kafir değildi..ümmet ona yine saygı duydu. ama küçük bir mertebedir o, daha yukarı mertebeler var. Üstad kelamcıların yaptığı gibi ; Allah uzaklarda, sonsuz uzayın bir köşesinde, biçimsiz, şekilsiz, bize ara sıra karışan manada kuru bir kelamı savunmuyor. Üstad Risalede 32.sözde ispat etmiş ki her atomda, her harekette, her olayda Allah'ın izi, eseri, emri, buyruğu var. En sonunda da "Sen şiddetini zuhurunda gizlemişsin" diyor. Çünkü O'dur zaten. Biz O'dur diyemiyoruz çünkü sınırlıyız. Sınırlı olmasak O'dur diyeceğiz.

Mesela Kur'an sonsuzdur. Arapçası itibariyle değil, manası itibariyle. Ruh bir açıdan ism-i Hay'a bakması hasebiyle mahlukdur. Mahluk değildir ama şekil aldığı için mahlukdur, orda İbn-i Arabi eksik bırakmış diyor üstad ve tabiat risalesinin sonunda ve 26. lemada "halk" şekil vermektir, yoktan yaratmak değildir ve Allah'ın ilminde herşey var, yokluk yok diyor. Kudretine ilmine şekil veriyor, kudretinden görünür hale getiriyor, gerçek varlığı da ilimdir ve ilim olarak herşey var zaten diyor. Yani yokluk denen şey yok.
Vecede, vücüdü ; rastgeldim, buldum, keşfettim demektir. Vücud kelimesi Kur'an'da geçmiyor. Bizim varlıklarımız şekildir, vücud değildir. Allah'ın bize emaneten verdiği vücuda mecazen biz vücud diyoruz. Aslında kainatta herşey var biz birşeyle karşılaşınca, keşif, inkişaf oluyor sadece. 25.söz risalenin temel bir risalesidir ; Kur'an'ın her bir ayetinin bir İsm-i Azam'a dayandığını, bir İsme dayandığını ve Kur'an'ın o isimle o olayları, Asr-ı Saadette bile olan bitenleri bir esmaya münasip bir şekilde bağlaması başlı başına mucizedir diyor. 2.şulede 10 tane örneğini vermiş.

Üstad kelam ehlidir ama kelamı, klasik kelamdan farklıdır. Kelam silsile yapar, bu bunu yarattı, bu bunu yarattı en sonunda Allah yaratttı.der, üstad ise ; Kur'an metoduyla gidiyor ki, Allah herşeyi bizzat kendi eliyle, gücüyle, ilmiyle yarattı diyor. 25.sözün sonunda da ; kelamcılar Kur'an talebesi olduğu halde metodları tam Kur'an'i olmadığı için, Kur'an'ın on ayeti kadar irşada sebep olamamışlar diyor. Ortaçağın yunan felsefesini dahi öğrenmiş, bütün ortadoğunun fen ve felsefesini öğrenmiş kelamcılar Kur'an'ın on ayeti karşısında aciz kalmışlar.Aciz derken çağdışı yani. Kur'an mucize, onlar gene çağdışı.. Hatta kelam literatürü ile kim Allah'ı ispata çalışırsa daha çok şüpheye düşer. Üstad kelam literatürüne taraftar değil. Üstad her sahada müceddid olduğu gibi bu sahada da müceddiddir, kelama yeni bir kılıf getirmiş. Esma-ül Hüsna'yı da yeni bir okuyuşa tabi tutmuş. Kur'an'ı Kerim'de de müceddid, yeni bir tefsir anlayışı getirmiş ama üstadın zaman ve zemini dar olduğu için herşeyi tam açamamış, bazı şeyleri talebelerim yapsın demiş.
Materyalizmi kırmak için risalede Esma konusunda %20 ispatdır, %80 - 90' ı tevhiddir. Tevhid öyle bir mucizedir ki, onun tadını almadıkça zaten Allah'ın varlığına, birliğine de inanamazsın. Üstad o vesveseleri kovmak için önce bir ispat yapıyor sonra o sonsuz marifet deryasında seni yüzdürüyor.

Risale-i Nur diğer kelam ve tasavvuf kitapları gibi sadece isimlere değinip bırakmamış. Ayrıca bu hakikatlerin Kur'an, ilim, kainat açısından, enfusi ve afaki açılardan ispatına da girişmiş. Yani her bir risale bir İsmin veya İsm-i Azamın ispatıdır aynı zamanda.. Hem ispat ediyor hem de o ismin hakikatini insanlara yaşattırıyor. Bir mürşiddir risale..bir müsbit bir felsefedir. Fakat insanların çoğu avam olduğu için ve bu asırda insanları kurtarmak en acil birinci vazife olduğu için üstad bu yüksek hakikatlere avami bir uslüp giydirmiş ki herkes istifade edebilsin...
Bu ispatları sadece 30 .Lema çapında özetlersek, risalenin güzel bir söylemi var. Her ismi hakikatini ispat eder. Mesela besmelede. ilk girişinde 14.lemadan bir makam girmiş, orda rahmetin sonsuzluğunu, nasıl tecelli ettiğini anlatmış..ve yaşattırıyor da.. burada Allah üç isimle tecelli etmiş.
Bismillah ; Allah ismiyle. Allah bütün kainatta, mabudiyet, uluviyet olarak tecelli ediyor. Yani sonsuz, tapılan, yüce hakikat sadece Kendisi olan.
Rahman ; Birbuçuk milyon türün trilyonlarca efradını karada denizde, geçmişte gelecekte besleyip onları rızıklandırması..kafiriyle müminiyle, fakiriyle zenginiyle hepsini besleyen bir rahmet.
Rahim ; İnsanları şefkatkarane bir şekilde yaratan, besleyen.

Yani besmele : Kainatı yeryüzüne, yeryüzünü de insana bağlayan arada bir ip gibi...

İbn-i Arabi o yolla eşya arasında ince münasebetler var, ruhlar ve melekler o yollardan uruc ediyor diyor. İnsan besmele sayesinde kendi daracık alanından sonsuz varlığa yükselebilir. Besmele başlı başına bir mucizedir. Onun için her şeyin başında kullanılır.

Üstad, risalenin özeti olarak en son 30. lema ve 2. şuayı beraber yazmış. 30. lemada özellikle İmam Ali'nin İsm-i Azam dediği ve nur talebelerinin sekinede tekrar ettiği Ferdün, Hayyün, Hakemün, Adlün, Kayyumün ve Kuddüs ismini kainattaki delillere dayanarak tek tek hakikatlerini, mahiyetlerini anlatıyor ve ispat ediyor. İmam Ali Ferd'ten başlıyor çünkü ferdiyet ehadiyetin temsili.

Üstad ise Kuddüs'ten başlamış sonunda 2. şuada Ehad ile bitiriyor. Orada ince münasebetler ve sırlar var. Çünkü bu asır kirli bir asır...kalpler, beyinler, aileler, çevre hep kirlenmiş...Üstad insanların en uyanabileceği, görebileceği temizlik hakikatini gösteriyor. Kainatta atomdan galaksilere kadar hiç bir yerde kirlilik yok. İnsanların yaptığı kirlilik hariç. Çünkü insanlar serbest ve Kuddüs ismi onlarda tam yansımıyor. Onların kuddusiyeti cehennemde tam olarak tecelli eder. Gerçekten bu bir mucizedir. Bitkiler, hayvanlar, galaksiler, yıldızlar arası, denizlerin içi&üstü, tuzluluk oranları, dağların tepelerin eğilim oranları, dengelenmeleri ..müthiş bir temizlik var ve bu inkar edilmez. Kim Allah'ı inkar etse dahi tabiatin böyle temizleyici bir fonksiyonu olduğunu inkar edemez. Anca tanrı tabiatdır der, yanlış bir isim koyar.

Zaten Üstad da ; kimse Allah'ı inkar edemez ancak esması konusunda dalalete düşer, yanlış isim koyar diyor. Sonsuzu idrak edemez, kudreti görür ilmi göremez, temizliği görür Alim ismini göremez, o Kuddüs ismi içinde eğer Alim ismini de görse, Mürid ismini, idrak sıfatını da görse Allah'a tapmış olacak ama kördür, tek noktadan baktığı için kafir oluyor.. çünkü kalbi, vicdanı kirli.. eğer temiz olsa da bu ecdadından, anasından babasından aldığı geçici bir iman halidir, onu sermayeden tüketiyor. Bir iki nesil sonra dinsiz insanlar hepten anarşist, Yecüc Mecüc olur, asıl gerçek kirlilik o zaman olur. Amerikalılar bunu keşfettiği için bu konuda bir film çekmişler. 2150 senesinde 400 milyon nüfus 1 milyona iniyor, herkes birbirini öldürüyor..hiçbir fabrika çalışmıyor, hiçbir çöp kaldırılmıyor, kim kimi nerde görse öldürüyor, aile hayatı bitmiş, gemilerde yaşayan insan görüntüleri... 2150 senesi için böyle bir dünya görüntüsü tasarlamışlar.. kıyamet tarihi ile de örtüşen bir tarihtir..

Üstad neden İmam Ali'nin tertibini kullanmadı ? Bunun ilk izahı şudur : Kainatta onların tecellisi kalbine sırayla tecelli etmiş. Önce Kuddüs ismi tecelli etmiş, sonra Adl, Ferd, Hakem, Hayy, Kayyum..vd. sırayla tecelli etmiş..Üstad kıyametin nasıl kopacağını bu altı ismin tecellisiyle anlatıyor. Rastgele bir sıralama değil bu...Kıyametin kopması olayında önce temizlik kalkacak, kuddisiyet bitecek. Kalpde, bedende, yuvada, çevrede, toplumda temizlik bitince kıyametin ilk çanları çalmış olacak.. Temizlik bitince Adl ismi yani adalet ve denge kayboluyor..bu sefer bir çok şeyde iki kere iki dört etmiyebilir, belki ilaçtan beklediğin şifayı alamıyacaksın, yediğin bir gıdadan beslenme oranını alamıyacaksın..Dengeler kaybolduktan sonra kimyada ve fizikte bilinen kurallar işlememiş olacak..Bütün ilimler Hakim isminin bir tecellisidir. Bir şeyin orantılı yapıda oluşması ve faydalı bir şekilde olması Hakim ismidir. Denge kaybolunca hikmet yani ilim, Hakim ismi tecelli etmeyecek. Fizik fizik olmaktan, kimya kimya olmaktan çıkacak, insanlar ilim yapamamış olacak çünkü artık hiçbir yerde kurallar tutmayacak.. Sonra birlik bozulacak..Ehad, yani Ferd. İlimler kainattan çekilince birlik bozulacak..Birlik bozulduktan sonra canlılık bozulacak. Canlılığı birlik ayakta tutuyor çünkü canlılığın gerçek tarifi birliktir.

Dünyada binlerce mütefekkir, mutasavvuflar düşünmüşler bu canlılık, Hayy nedir diye.. Üstad ; hayat, cilve-i ehaditettir diyor. Yani birlik bozulunca canlılık dağılıyor. Canlılık bitince Allah kainattan kayyumiyet tecellisini kesecek, kainat yok olacak. Bu şekiller, işler, güçler yok olacak. İşte gerçek kıyamet o zaman olacak. Sonra ne olur ? Allah boş durmaz, bir ceset ölür bin ceset diriltir. Bir kainat kopar, 2. şuada gelen Ehad ismi tecelli eder her insanı bir kainat yapar..sonsuz kainatlar yaratır.. Ahireti, cenneti, cehennemi yaratır gene Esması tecelli eder. Çünkü esma ezeli & ebedidir, ezeli ve ebedi bir şekilde tecelli etmek ister. Hatta İbn-i Arabi der ki : Hz.İlyas ile görüştüm, bu kainat ne zaman başladı, ne zaman bitecek diye..O da : Başı sonu yok, Allah bir kainat yaratır kıyametini koparır sonra yeni bir kainat daha yaratır onun da kıyametini koparır.. Bunu da bazı felsefeciler, düşünürler sorar ; Allah eskiden ne yapardı diye.. Allah'ın tecelli etmediği bir an yok ki..O hep yaratır. Mesela bizim kainatın yaratma süresi belli, işte 20 milyar sene önce..., 150-200 sene sonra da kıyameti kopacak. Ama başka alemlerde belki yeni yeni filiz veren kainatlar var.

Bu konuda üstad ehadiyet cilvesiyle kapıyı açık bırakıyor ve bizim kainat için ölçü veriyor diğer kainatları biz bilemeyiz, gaybdır. Ama kapı açıktır, biz Allah'ın ezeliyetinden ve ebediyetinden onu anlıyoruz ki ; Allah her zaman tecellidedir. "Külle yevmin hüve fi şe'n" ayeti üstad Kayyum isminde kullanıyor. Üstad da o ayetin farkında, kayyumiyet her zaman var diyor. Kayyumiyet ; ayakta tutmak demektir. Bir kainat kayyumiyet alanından çıkmış, kıyameti kopmuş olabilir, başka bir kainat o alana girer onu ayakta tutar. Mesela ben ölürüm yerime 50 tane diriltir onları ayakta tutar, sürekli şe'nler değiştirir. Onları da israf etmiyor, kıyamet kopunca bu kainatı çöpe atmayacak, bütün olan bitenleri değerlendirecek, hesap, kitap, ahiret var orda esma biraz daha tecelli eder çünkü imtihan sırrı, sınırlılık kalkmış, belki burda bir senede olan işler ahirette bir anda olur. Çünkü burada imtihan var onun bir senede olması gerekir. Belki burda bir trilyona yapılacak bir masrafla olacak iş orda bir dua ile olur, ahireti biz bilemeyiz..ama şunu bilelim ki, nasıl dünya ; bütün varlıkları, olayları, hakikatleri ile birer ismin aynası, göstergesi, ölçüsü, yaşanılan halidir, ahiret de bundan farklı değildir. Hatta İmam Rabbani cennet güzellikleri somutlaşmış esma-i İlahiyyedir demiş. Bu İmam Rabbani'nin sözü ama Kur'an'da daha açık olarak var. Rahman suresinde iyi kötü bütün hakikatler dualite olarak anlatıldıktan sonra, "Tebare kesmüke zül celali vel ikram" "Senin rabbinin ismi ne yücedir." Çünkü bütün bu olan bitenler senin rabbinin ismidir, yalnız O 'zül celali vel ikram'dir, O hep dualite yapar. O'nun iki eli var, geçmiş ve gelecek. Sağ ve sol, cennet ve cehennem, dünya ve ahiret, ruh ve beden. Fabrikası bu şekilde çalışıyor ve bu fabrika ne üretse güzel üretir.

Üstad 30.lema 2.sırada ism-i Adl'li ispat eder, denizlerden, bitkilerden, yıldızlardan...Sanıyorum ki üstad 70 li yıllardan sonra yaşamış olsaydı ism-i Adl'in konusunda sibernetik teknolojisini kullanırdı çünkü onun zamanında sibernetik keşfedilmemişti. Ama üstad aynı sistemi vermiş. Mesela balıklar ; denizin içinde binlerce tür var, milyarlarca ürün veriyorlar ve dengeleri muhal. Nasıl muhafaza edilir ? : Birbirini dengeleyerek yani sibernetik olarak. Hatta üstad yer yer risalede bu sibernetik hakikatlere değinir, "Zalim Allah'ın kılıcıdır, önce onunla intikamını alır adaletini yerine getirir sonra döner zalimden de intikamını alır yine adaletini yerine getirir."

Adalet üzerinde çok durmak lazım. Adalet ismini bilirsek, az bir kuvvet ile çok şey elde edilebilir. Bugün batı medeniyeti küçük dengeler üzerine kurulmuş, onun için çok şey elde ediyorlar. Peki İslam alemi ?? İslam alemi diye bir şey kalmamış ki denge olsun.. Önce temel doneler olacak ki biz o doneleri dengeliyelim, malesef bizim her şeyimiz çalınmış. Bizim elimizde varsa yoksa Kur'an'a dayalı olan ism-i Adl var, biz bu ismi yeniden keşfetmemiz lazım. Mesela bunu keşfetsek bilgisayar teknolojisini elde ederiz. Bir millet bu teknolojiyi veya yazılımını elde etse, ki bu da ism-i Adl'in tecellisidir ve üstad onu kainat çapında 30.lema 2. nüktede anlatıyor, dünyanın en zengin milleti olur. İşte İrlandalılar öyle..Avrupanın en zengin milleti oldular 20 senede.. Bugün Amerika'nın bilgisayar teknolojisi bir tarafa, bütün ekonomisi petrolüyle, tarımıyla bir tarafa...o kadar zenginlik üretiyor. İşte ism-i Adl. Herşeyin hakikati, özü.

Denge olmazsa elde olanın da bir kıymeti olmuyor. Müslümanlar 1400 sene dünyada hükmetmiş ise de başta çok acemilik çekmişler. Çünkü Kur'an ve Hz. Peygamber'in (s.a.v) mucizeliği tam anlaşılmamış ama adalet ve şeriat hakikatine çok iyi yapışmışlar. Onlar için adalet herşeydi. Osmanlı 600 sene, Abbasi 500 sene, diğer devletler 100 er sene kalmış ise bunun tek bir izahı var. Hristiyanlarda, Yahudilerde, İranlılarda, Ruslarda, denge adalet kalmamıştı..İslamın adaleti tecelli edince herkes dört elle sarıldıysa bu müslümanların becerisinden değil..Adalet vardı. Biz o adaleti dengeyi kaybettik. Mesela Osmanlı dini ilimlere fazla ağırlık verip fen ilimlerini ihmal edince dengesizlik oldu.

Gelecekte herşey gıdada saklıdır. Kim gıdayı ele alırsa en büyük zengin o olacak çünkü artık bilgisayar şu..bu..da para etmeyecek, beslenme çok önemli olacak. Gıdanın sağlıklı oluşu dengedir. Ama bugün ilaçlarla, hormonlarla, gübrelerle biz o dengeyi bozuyoruz. Denge öyle büyük bir mucizedir ki, bir yerde bozulduğu zaman mesela atmosferde ozon tabakasında, bütün insanlar bir araya geliyor telafi edemiyor.. Bir hücre bozuluyor kanser oluyor bütün tıp birleşse tedavi edemiyor..Temizlik çok önemli ama ondan daha da önemlisi denge. Üstad 30.lemada bunun ana hatlarını anlatmış. Belki örnekleri yeterli olmıyabilir ama mantığını vermiş.

Hikmet..Kur'an'ı Kerim'de en çok kullanılan isimdir Hakim ismi. Yararlı, ölçülü iş yapan manasında. Müslümanların durumuna bakarsak neyimiz yararlı, ölçülü...Hikmet aslında bilimsel demek. Üstad bütün ilimleri örnek vererek diyor ki : " Ey müslümanlar, Kur'an'a sahip insanlar, Allah'ın en büyük ism-i Azam'ına mazhar olmaya çalışanlar ! Şu hikmet çerçevesi içinde bari dünyanın keşfettiği şu bilimsel hakikatlerden geri kalmayın ! " Malesef bugün bizim hiçbir şeyimiz bilimsel değil.. Biz bir tek dini bilgiler biliriz, onunda %80 ini hurafeye dönüştürürüz. Yaradılış teorimiz yok, kimyada fizikte bir icadımız yok, ciddi bir okulumuz yok. Bazıları müslümanlar gericidir diyor ama müslüman yok ki gerici olsun...Hiçbir ismini yaşamasak Hakim ismini yaşamamız lazım çünkü kainatta anlamsız, verimsiz, faydasız bir nesne yok. İlimle izah edilemiyecek bir hakikat yok. Hani bizde ilim ? Bizim ilim ehlimiz dinsiz oluyor, Avrupanın ilim ehli dindar oluyor. Burda bir yanlışlık var. Demek ki biz dini yanlış anlatıyoruz. Niye üstad herşeyi açıklıkla anlatmamış diyen olursa ; çünkü vakti yoktu dinsizlik gelmişti ve üstad bazı hakikatleri anlatarak bunu durdurdu. Üstad boşuna fiziği, kimyayı, jeolojiyi anlatmadı. " Ey talebelerim siz bunun örneklerini yapmalısınız" diyor.

İspat meselesinde ; Allah bir canlı mıdır yoksa soyut bir kavram mıdır.. Üstad ism-i Hayy'de hayatın binbir somut renginden Allah'ın böyle kuru bir kavram bir cisim olmadığını anlatmış. Hayatta ne kadar kavram varsa hepsinin Zati vahidden tecelli ettiğini anlatmış. Ferd isminde ehadiyeti anlatmış. Birliği... Ama bugün İslam alemindeki bölücülük tevhide aykırıdır. Biz ehl-i tevhidiz diye kendi kendimizi kandırıyoruz. Türkü, kürdü, alevisi, çerkezi diye bölerek... yok tarikatlısı, tarikatsızı..vs..vs.. Evet renklilik olacak ama biz bir bütün olmalıyız. Sünni aleviyi, alevi sünniyi kucaklayacak ki denge olsun, birbirine hayat versin, renk versin..

Aslında bütün insanlık İslamdan medet bekliyor. Avrupa İncil'i anlamadığı için uyuşturucu belasına, aile yıkımına, sarhoşluğa müptela.. Onlarda bizden medet bekliyor. Birleştirici olmamız lazım. Sulh esastır. Savaş ne zaman olur ? Karşı taraf senin sözünü bile bile reddettiği zaman savaş yaparsın. Red etmediği müddetçe savaş yok islamda. Bugün kapılarını açıyorlar, gelin bize doğruyu anlatın diye..ama biz adam öldürmeyi seçiyoruz ondan sonra müslümanın adı terörist oluyor. Bu sefer Avrupa bu terötistleri kökten kazımalıyız diyor. Çok acı bir durum.

Risale-i Nur sulh-ü umumiyeyi ikame etmekle mükelleftir manasında üstadın yayınlanmış ve yayınlanmamış mektupları, lahikaları var.. ama neyle Risale ikame edecek.. Üstadın üniversitesi mi var ? Yok. Dünyada nobel ödülü almış talebesimi var ? Hayır. Yeni bir felsefe icat etmiş talebesimi var ? Yok.
Üstadın gene himmeti.. İnşallah dünya Risale-i Nur'daki Esmaü'l Hüsna mantığını keşfedecek bu sayede artık nurcudur, şucudur, bucudur demeden bütün dünya insanlarına mal olur, dünyaya yeni bir birlik, yeni bir canlılık, anlayışlı hikmetli yeni ilimler, yeni bir düzen ayakta olur yoksa kıyamet kopar başka alternatif yok.

Üstad Risale-i Nur'da birliği esas alarak bütün esmayı tevhide dayandırıyor. Çünkü biliyor bu asırda insanlar dağılmış, bölünmüş, kainatta ne kadar sebepler varsa o kadar tanrılar edinmiş...eskiden 5 - 6 puta tapılırmış ama şimdi her şey put olmuş..kafalar çok dağılmış.. Bunun telafisi yine Risale'nin Esmaü'l Hüsna mantığıdır ve onda ispatı vardır. Risale talebeleri şimdi ne fakülte kurmakla uğraşsın ne kimya öğrensin bunların şimdiye kadar olması gerekirdi, artık geçti. Bundan sonra bu Esmaü'l Hüsna hakikatlerini bütün insanlara götürmeliyiz ki bir kıyametin kopuşunu engelliyelim. Esmaü'l Hüsna dinler üstüdür.. Yahudisi de , Hristiyanı da, Budisti de aynı Esma'ya inanıyor. Üstad kıyametin erken de kopabileceğini söylüyor gecikebileceğini de.. tarihi belliyse bile şartlıdır.. Yeni bir hayat, yeni bir anlayış, imanı insanlığa sunarsan, ki Risalede ispatı var, ispatı olmasaydı sofilerin, kelamcıların kitapları var derdim ama onlar yetmiyor, bu asrın insanı ispat, delil istiyor. Akla girecek şekilde mantıklı, somut bir veri istiyor. Bunlar fazlası ile Risale-i de mevcut. Belki üslubu kelam üslubu veya Osmanlıcadır veya memleketinin üslubu ile örnekleri kullanmıştır ama "Hiçbir zaman elbiseye bakmayın, içindeki cevhere bakın" diyor.

Ehadiyet tecellisi esastır. Allah bir yerde tecelli edince bölünmeden tecelli eder. Nasıl ki devlet karakolda tecelli ettiği zaman, karakolda ; Milli Eğitimin de, Sağlık Bakanlığının da, Gıda Bakanlığının da parmağı var aynı şekilde bir isim tecelli ettiği zaman ayrılma ve bölünme olmadan bütün isimler tecelli eder. Mesele, devleti karakoldan ibaret bilmemek lazım. Üstad Esmaü'l Hüsna'da seyrisüluk yapın diyor. Ne demektir bu.. yukarıya doğru çıkılma manasında değildir, 24. sözde izah ediyor. Yatay gelişme.. örneğin ; tek bir çiçekte baharın, yeryüzünün, güneş sisteminin, galaksimizin halıkını görün manasında.. Allah yukarıda bir yerde değilki sadece oraya gidelim. O her yerdedir. Nasıl O'na ulaşırız..Yatay büyümeyi, gelişmeyi sağladıkça.. Her bir isim bir penceredir, yatay gelişme oldukça Allah'a yaraşır bir görüntü kalbimize yansır, biz de huzur içinde ebedi bir cennet içinde yaşamış oluruz
BİZLER ALLAH ZİKRİ YABIĞIMIZDA ALLAHIN BUTUN İSİMLERİNİ BİLEREK YADA BİLMİYEREK ZİKREdıyoruzO YUZDEN GAFLETLEDE OLSA ZIKRE DEVAM EDECEZ İNŞAALLAH.AALAHUTEALA ZİKRİNDEN AYIRMASIN AMİN.
« Son Düzenleme: Temmuz 07, 2010, 04:22:48 ös Gönderen: P.I.R »



hafi

  • Global Moderator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 2319
  • Karma: +4/-0
  • VusLatim...YaR..k.s.
    • www.bilvanisi.de
devami gelecekmi hocam? ALLAH razi olsun

P.I.R

  • Moderator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 618
  • Karma: +4/-0
AMİN ECMAİN  SOHBETLERI PEK TAKIP EDEN YOK AMA OLSUN BİZ EN AZINDAN KENDIMIZ İÇİN BU SOHBETLERI TAKİB EDECEZ İNŞAALLAH TAKIP EDENLERDEN ALLAH RAZI OLSUN AMİN.

P.I.R

  • Moderator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 618
  • Karma: +4/-0
amin ecmain

hafi

  • Global Moderator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 2319
  • Karma: +4/-0
  • VusLatim...YaR..k.s.
    • www.bilvanisi.de
amin ecmain ,belki takip ediyorlardirda yorum yazmiyorlardir..